Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından alınan ve üniversite kontenjanlarının yeniden yapılandırılmasını öngören karar, Türkiye’nin eğitim ve istihdam piyasası gerçekleriyle derinlemesine örtüşen stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllardır tartışılan “diplomalı işsizlik” sorunu ve yükseköğretim kalitesinin sürdürülebilirliği bağlamında, kontenjanların akılcı bir yaklaşımla azaltılması ve yeniden düzenlenmesi, geleceğe yönelik dengeli ve vizyoner bir adım olarak öne çıkıyor.
Bu kararla, üniversite sayılarındaki hızlı artışa paralel olarak bazı bölümlerde yaşanan öğrenci yığılmalarının önüne geçilmesi, mezunların iş bulma süreçlerindeki zorlukların hafifletilmesi ve nihayetinde eğitim kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor. Eğitim camiası ve iş dünyası temsilcileri, kontenjan politikalarındaki bu değişikliğin, ülkenin beşeri sermayesini daha verimli kullanma ve gençlerin geleceğe daha umutla bakmasını sağlama potansiyeli taşıdığını belirtiyor.
Yükseköğretimde Yeni Bir Dönem: Kontenjanların Akılcı Yönetimi
Türkiye’de yükseköğretim sistemi, son yıllarda hem üniversite sayısı hem de öğrenci kapasitesi açısından önemli bir büyüme kaydetti. Ancak bu büyüme, beraberinde bazı yapısal sorunları da getirdi. Özellikle bazı programlarda, ülkenin işgücü piyasasının ihtiyaçlarının çok üzerinde mezun verilmesi, genç işsizliği oranlarını artırırken, eğitim kalitesi üzerinde de baskı oluşturdu.
Neden Gerekliydi? Diplomalı İşsizlik ve Kalite Sorunu
- İşsizlik Oranları: Özellikle sosyal bilimler, bazı mühendislik ve eğitim fakültesi alanlarında mezun olan gençler arasında işsizlik oranları endişe verici seviyelere ulaştı. YÖK’ün bu kararı, işgücü piyasasının talepleri ile üniversite arzı arasındaki dengesizliği gidermeyi amaçlıyor.
- Eğitim Kalitesi: Kontenjanların yüksek olması, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısını artırarak derslik, laboratuvar ve diğer akademik imkanlar üzerindeki baskıyı yoğunlaştırdı. Bu durum, eğitimin niteliğini olumsuz etkileyebilirken, daha az öğrenciyle daha nitelikli bir eğitim sunma ihtiyacını doğurdu.
- Kaynakların Verimsiz Kullanımı: Kamu kaynaklarıyla desteklenen yükseköğretim sisteminde, piyasa talebi olmayan alanlara yapılan yatırımlar ve fazla öğrenci alımı, kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açıyordu. Yeni düzenleme, kaynakların daha stratejik ve verimli alanlara aktarılmasına olanak tanıyacak.
Kararın Temel Amaçları ve Beklenen Faydaları
Kontenjan azaltma kararı, sadece bir kısıtlama olarak değil, aynı zamanda yükseköğretimde daha sağlıklı bir yapının inşası için atılmış proaktif bir adım olarak değerlendirilmelidir. Bu kararın ana hedefleri ve beklenen faydaları şunlardır:
- Eğitim Kalitesini Artırmak: Daha az öğrenci, daha etkili öğrenme ortamları yaratılmasına, öğretim üyelerinin öğrencilerle daha birebir ilgilenmesine ve böylece eğitimin genel kalitesinin yükselmesine katkı sağlayacak.
- İstihdam Edilebilirliği Yükseltmek: Mezunların istihdam edilebilirliğini artırmak amacıyla, işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu alanlara yönlendirme yapılacak ve programlar bu doğrultuda yeniden gözden geçirilebilecek. Bu, öğrencilerin meslek seçimi yaparken gerçekçi beklentilere sahip olmalarını teşvik edecek.
- Bölümler Arası Dengeyi Sağlamak: Popüler ancak işsizlik riski taşıyan bölümlerdeki yığılmaların azaltılmasıyla, öğrencilerin farklı alanlara yönelmesi teşvik edilecek ve daha dengeli bir mezun dağılımı sağlanacak.
- Bilgi ve Teknolojiye Dayalı Alanlara Yönelme: Ülkenin kalkınma hedefleri doğrultusunda, özellikle teknoloji, mühendislik ve fen bilimleri gibi stratejik alanlara yönelik öğrenci ilgisinin artırılması hedefleniyor.
Bu kararların, Türkiye’nin yükseköğretim sistemini daha sürdürülebilir, kaliteli ve ülke ihtiyaçlarına daha duyarlı hale getirme potansiyeli taşıdığı açıktır. Üniversite kontenjanlarında yapılan bu düzenlemelerle, gençlerin sadece bir diploma sahibi olmaktan öte, yetkinlikleri ve işgücü piyasasının beklentileri doğrultusunda şekillenmiş bir kariyere sahip olmaları için zemin hazırlanmaktadır.
YÖK’ün bu adımı, yalnızca sayısal bir azaltma değil, aynı zamanda niteliksel bir dönüşümün de habercisidir. Uzun vadede, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına ivme kazandıracak, daha donanımlı ve iş hayatına hazır bir genç neslin yetişmesine önemli katkılar sunması beklenmektedir.

